Eski Kent

ESKİ KENT (STARE MESTO)

Prag’ın ticaret merkezi olarak yıllarca önemini koruyan bölge bugün turistlerin en popüler uğrak noktasıdır. Şehrin simgesi haline gelen birçok yapı bu bölgede bulunduğu için kenti gezmeye buradan başlayabilirsiniz. Farklı dönemlerden son derece başarılı bir şekilde korunarak bugüne kadar kalmış olan birçok farklı yapı bölgenin bütününde kendine has bir dil oluşturur. Kalabalıkla beraber defalarca geçtiğiniz sokakta her seferinde farklı bir güzellik bulmanızı sağlar.

Vltava Nehri’nin batı yakasını ve Karl Köprüsü’nden geçtiğinizde Mala Strana’nın karşı kıyısını oluşturan bölgedir. Sokakların çoğu trafiğe kapalıdır. Trafiğe açık olan küçük bir kısmına da toplu taşıma araçlarının girmesi yasak olduğu için yürümek tek seçeneğiniz olacaktır. Başta dar ve kıvrımlı yolları size fazla karmaşık gelebilir ancak belirgin şekilde birbirinden ayrılan yapılar sayesinde kısa sürede harita kullanma gereği duymadığınızı fark edeceksiniz.

Hem Prag’ın genç nüfusu herhangi bir din mensubu olmamayı seçmeye başladığı ve hem de bölge yerleşim yeri olarak kullanılmadığı için kiliselerin hemen hemen hepsi konser salonu olarak değerlendirilmektedir. Kapılarda da satışı bulunan etkinlik biletleriyle uygun fiyatlara, müzik eğitimi konusunda başarısı dünyaca kabul edilen Çek Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği müzisyenleri, muhteşem akustiğe ve büyüleyici ambiyansa sahip kiliselerde dinleyebilirsiniz.

Nasıl Gidilir

Yeşil metro hattı üzerindeki Staromestska, sarı hat üzerindeki Namesti Republiky veya her iki hat üzerinde de bulunan Mustek durakları sizi Eski Kent’e ulaştıracaktır.

Ufak bir ipucu; olur da bu bölgedeyken kaybolduğunuzu düşünürseniz başınızı yukarı kaldırın. Göreceğiniz ilk gotik kule çatısına doğru yürüdüğünüzde yol sizi mutlaka tanıdık meydanlardan birine çıkaracaktır.


 

Haç Şövalyeleri Meydanı

Karl Köprüsü’nün doğu tarafına ayak basar basmaz kendinizi içinde bulacağınız küçük meydanın adı Haç Şövalyeleri Meydanı. Hemen sol tarafınızda Karl Köprüsü, Küçük Mahalle ve Prag Kalesi’ni bir arada görebileceğiniz bir seyir terası bulacaksınız. Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız bu noktayı atlamayın. Meydanın ortasında göreceğiniz heykel ise kendisiyle aynı adı taşıyan üniversitenin kuruluşunun 500. yılında IV. Karl’ın emriyle dikilmiştir. Hemen arkasında bulunan bina, köprünün yapılışı ve tarihi hakkında bilgi veren Karl Köprüsü Müzesi’dir. 10:00-18:00 saatleri arasında gezebileceğiniz müzenin giriş fiyatı 170 koruna. Yanında bulunan Haç Şövalyeleri Kilisesi ise bu bölgede ibadete açık olan tek kilisedir. Meydanın karşısında bulunan Aziz Francis Kilisesi ile beraber bu iki kilisede her akşam saat 20:00’da düzenlenen konserlere katılabilir ve tüylerinizi diken diken edecek Caccini’nin Ave Maria’sını Prag seyahatinizin fon müziği olarak anılarınızdaki yerine kaldırabilirsiniz. Kilise orgu ve keman eşliğinde ülkenin yetiştirdiği ünlü mezzo sopranoları dinleme şansını elde edeceğiniz bu konserlerin bilet fiyatları ortalama 650 koruna.


 

Rudolfinum

Biraz daha kuzeye gittiğinizde Staromestska metro durağından çıkıp nehre doğru yürüdüğünüzde hemen solda, dışarıdan bile fark etmemenizin imkansız olacağı kadar güzel bir yapı olan Rudolfinum bulunuyor. Ünlü Çek besteci Antonin Dvorak’ın en önemli eserlerinden biri olan Yeni Dünya Senfonisi’nin prömiyerini burada yapmış olduğunu öncelikle belirtelim. 1885 yılında inşa edilen kompleks bünyesinde hala yıl boyu konserler düzenlenmeye devam etmektedir. Aynı zamanda Çek Filarmoni Orkestrası’na ev sahipliği yapmaktadır. Oturma düzeni ve programa göre 100-700 koruna arasında fiyatı değişen etkinlik biletlerini gişelerden de edinebilirsiniz.


 

Dekoratif Sanatlar Müzesi

Rudolfinum’un hemen karşısında bulunan Fransız tarzı neo-klasik yapı, Bohemyalıların hatırı sayılır derecede usta oldukları dekoratif sanatların sergilendiği bir müzedir. Dünyanın en geniş antika cam koleksiyonuna ev sahipliği yapar. Yıl boyu çeşitli sergilere de yer veren müzeyi Salı günler saat 17:00-19:00 saatleri arasında ücretsiz olarak gezmek mümkündür.


 

Smetana Müzesi

Köprünün güneyinde ise nehir kenarına gelir gelmez sağınıza bakınca göreceğiniz son bina olan Smetana Müzesi bulunur. Bu topraklarda yetişen en büyük müzisyenlerden biri olan Smetana, katılacağınız konserlerde de sık sık duyacağınız çoğu eserin sahibi. Hakkında daha fazla bilgi edinmek için vikipedi sayfasına bakabilirsiniz.


 

Klementinum

Haç Şövalyeleri Meydanı’ndan hemen karşıya geçip araç trafiğine kapalı olan yola girin. Bu yol bir ara sokak gibi görünse de yine şehri gezerken sık sık geçeceğiniz rotalardan biri olacaktır. Sol tarafınızda yükselen duvarlar, ileride girişi de bulunan Klementinum’a aittir. Kapladığı 2 hektarlık alanla Avrupa’daki en büyük bina komplekslerinden biridir. Aynı zamanda kentte Kale’den sonraki en geniş yapıdır. 16. yüzyılda Çek halkına Katolikliği benimsetmeye çalışan Cizvitler tarafından üniversiteye çevrilmiştir. Bugün Ulusal Kütüphane olarak hizmet veren kompleksin barok tarzındaki yapıları sadece hergün yarım saatte bir düzenlenen ve yaklaşık 45 dakika süren rehberli turlara katılmak şartıyla gezilebilir. Yetişkinler için bilet fiyatı 220 korunayken 8-18 yaş arası için 140 koruna ve 8 yaş altı için ücretsizdir.

Turlar eğer herhangi bir etkinlik yoksa kompleksin içinde bulunan Aynalı Şapel’e de girer. Ancak kişisel görüşüm mekanın tadını çıkartmak için en iyi yolun akşamları burada düzenlenen konserlerden birine katılmak olacağıdır. Bilet fiyatları ortalama 650 korunadır.


 

Beytlehem Şapeli

Klementinum’un giriş kapısının karşısından ve kafelerin bulunduğu meydana gelirken hemen sağınızdan devam eden bir yol göreceksiniz. Düz ilerleyip ikinci sola döndüğünüzde yine küçük bir başka meydana geleceksiniz. Solunuzda kalan kilise 14. yüzyılda yapılmış olan Jan Hus Şapeli’nin 1940’ta yeniden inşa edilen birebir kopyasıdır. Katolik Kilisesi’ne karşı reform hareketlerinin başladığı nokta bu meydandır ve o dönemde bu kilisede ayinler Çekçe yapılmaya başlanmıştır.


 

Male Meydanı

Klementinum’dan düz ilerlemeye devam ettiğinizde yol sizi restoranların şemsiye ve sandalyeleri ile dolu olan minik bir meydana getirecek. Tam ortasında 16. yüzyıl ortalarından kalma telkari mazgallarla süslenmiş bir kuyu bulunur. Gotik binalarla çevrelenmiş meydanda özellikle bir yapı dikkatinizi çekecektir. Küçükken resim derslerinde yaptığımız pastel boya kazıma tekniğine benzeyen İtalyan kökenli bir yapı süslemesi olan sgraffito tekniği ile kaplı Rott Evi bugün otel olarak hizmet vermektedir.


 

Eski Kent Meydanı

Aynı istikamette yürümeye devam ederseniz Prag’ın ünlü meydanı Staromestska Namesti’ye çıkacaksınız. Günün her saati turist gruplarının işgali altında olan meydan bugün kafeler, restoranlar ve dükkanlarla çevrilidir. Orta Çağ’da uzun yıllar pazar alanı olarak kullanılmıştır. Tarihi boyunca güzel olaylar kadar kötülerine de tanıklık etmiştir. 15. yüzyılda 56 Husçu askerin idam edildiği yer burasıdır. 17. yüzyılda çıkan ayaklanmanın tam 27 lideri, soylu veya sıradan vatandaş ayırt edilmeksinizin, II. Ferdinand’ın emriyle yine burada idam edilmiştir. Ülke bu olayı her yıl büyük bir üzüntüyle anar. Belediye Sarayı duvarında bulunan plaka ve yerdeki 27 haç burada can verenleri temsil eder. Adının maalesef İnfaz Meydanı’na çıkmış olmasının nedeni budur.


 

Jan Hus Anıtı

Konuyu infazlardan açmışken meydanın ortasında göreceğiniz Jan Hus Anıtı’na da değinelim. Baskıcı Katolik Kilisesi’nin reforma ihtiyaç duyduğu fikrini yaydığı için bir kazığa bağlanarak yakılan rahip, ölümünden sonra aziz ilan edilmiştir. 20. yüzyıl başlarında azizin 500. ölüm yıldönümünde açılışı yapılan heykeli, modern dilini beğenmeyenler tarafından protesto edilmiş. Ancak bugün yine kentin simgelerinden biri haline gelmiş durumdadır. Alt kısmında “Gerçek er ya da geç ortaya çıkacaktır.” yazmaktadır.


 

Minute Evi

Meydana çıkarken Astronomik Saat’e gelmeden önce hemen solunuzda yine sgraffito tekniği ile süslenmiş bir bina dikkatinizi çekecek. Bugün Belediye Sarayı kompleksi içine dahil edilmiş bu yapı Franz Kafka’nın 19. yüzyıl sonlarında yedi sene boyunca ailesiyle birlikte yaşadığı evdir. Üç kız kardeşi de burda dünyaya gelmiştir.


 

Eski Kent Belediye Sarayı

2. Dünya Savaşı’nda Hitler’in yanlışlıkla attığını söylediği az sayıdaki bombadan biri ne tesadüftür ki yine yanlışlıkla bu önemli binaya denk gelmiştir. Meydana bakan doğu cephesindeki hasar gören tarafı restore edilmiş olsa da yakından baktığınızda binanın yarım olduğunu fark edeceksiniz. Avrupa’da Pazartesi günleri kapalı olan müzelerin aksine bu günlerde de açık olan sarayın içini üç ayrı seviye olarak gezeceksiniz. İlk turunuz olan yeraltında aslında eski şehrin bulunduğu seviyeye inmiş olacaksınız. 09:00-18:00 saatleri arasında gezebileceğiniz bu bölümde görecekleriniz arasında zindanlar ve mabetler de var ve giriş ücreti 100 koruna. İkinci olarak gezeceğiniz tarihi alanlar, birçok binanın bir araya getirdiği bir komplekstir. Siyasi hayata göre eklenmiş ve süslenmiş olan salonlardan oluşur. Muhteşem ahşap tavanıyla gotik konsey salonu ve 14. yüzyıldan kalma gotik şapel aralarında en ünlüleridir. Bu kısmı da yine 09:00-18:00 saatleri arasında ve 100 koruna karşılığı gezebilirsiniz. Son olarak da Astronomik Saat’in bulunduğu kuleye 09:00-22:00 saatleri arasında ve 120 koruna karşılığı çıkabilirsiniz. Geç saatlere kadar açık olmasının nedeni 70 metreden sunduğu eşsiz Prag manzarasıdır.


 

Astronomik Saat

Gelelim kentin en ünlü hikayesine. Prag’ın en bilinen simge yapısı olan Astronomik Saat aslında Belediye Sarayı’nın bir parçasıdır. 1410 yılında ünlü saat ustası Kadan’lı Mikulas tarafından inşa edilmiş ancak takvim öğeleri ve figürler 1490 yılında Hanus usta tarafından eklenmiştir. Rivayete göre Hanus usta o kadar güzel bir iş çıkartmıştır ki, bu saatten başka bir yerde bir tane daha yapamaması için gözlerine mil çekilir. Üzüntü ve nefretle dolan usta kendisini saatin çarklarına atarak intihar eder ve bu şekilde bozulmasına neden olarak amacına da ulaşır. Yıllarca tamiri için uğraşılsa da asla ilk günkü gibi kusursuz çalışması mümkün olmaz. II. Dünya Savaşı’nda yanlışlıkla Belediye Sarayı’nı vuran bomba saate de büyük zarar verir. Çıkan yangında tahtadan yapılmış olan figürlerin çoğu yok olur. Bugün burada gördükleriniz figürlerin birebir kopyalarıdır ve yangından kurtulan az sayıdaki asılları Ulusal Müze’de tutulmaktadır. 2005 yılına kadar süren tamir ve restorasyon çalışmaları nihayet mutlu sonla sonuçlanmıştır ve işlevini kaybetmemiş olan eski parçaları sayesinde dünyada çalışır haldeki en eski saatlerden biri olma şansını elde etmiştir.

Asıl görevi Güneş ve Ay’ın hareketlerini tasvir etmek olan saat tutulmaları baz alır ve saati göstermek aslında ikinci plandadır. Yapıldığı zamanki gök bilimine göre Dünya sabit olduğu ve tüm gezegenler onun etrafında döndüğü için saatin merkezinde de Dünya vardır. Takım yıldızları simgeleyen burçların bulunduğu bölüm gökyüzünün tam haritasını göstermesini sağlar. Üstünde bulunan üç halka içten dışa doğru sırasıyla Babil saati, Avrupa saati ve son olarak da Bohemya saatini göstermektedir.

09:00-21:00 saatleri arasında her saat başı bir eliyle tutuğu ipi çekerek çanı çalan ve diğer elinde bulunan kum saatini ters çeviren iskelet figürü animasyonu başlatır. Hemen sağında bulunan Türk figürü elindeki mandolinle keyif, eğlence ve taşkınlığı simgeler. Saatin diğer tarafında bulunan ve elinde para kesesi tutan figür cimriliği, yanında bulunan ve elinde ayna tutan figür ise kibri simgeler. İskelet nelere sahip olunursa olunsun geçen zamanla ölüme bir adım daha yaklaştığımızı belirtmek için başını aşağı yukarı sallarken günahların büyüsüne kapılan diğer figürler bunu kabul etmek istemez ve başlarını iki yana sallarlar. Altlarında ise soldan sağa sırasıyla filozof, baş melek Mikail, gök bilimci ve tarihçi figürleri bulunmaktadır. Tüm bunlar olurken aynı zamanda yukarıdaki iki pencereden de sırayla 12 havari heykelleri görünür. Yaklaşık bir dakika süren gösteri en üstte bulunan altın horozun ötüşüyle sonlanır. Yine rivayet odur ki horozun sesini herkesin duyması mümkün değildir ve eğer ki duyanlardan biri de sizseniz dünyada sayılı zamanınız kalmış demektir.

Her saat başı meydanın girişine toplanan kalabalıkta gösteriyi en doğru açıyla izleyebileceğiniz yerde durabilmek için en az 10 dakika önce en arka ve orta kısımda olmanızı tavsiye ederim.


 

Aziz Nikolas Kilisesi

Aynı azize adanmış ikinci kilise olan ve Eski Kent Meydanı’nın kuzey batı ucunda bulunan Aziz Nikolas Kilisesi, kentteki ilk barok yapı olma özelliğine de sahiptir. 18. yüzyıl başlarında yapımı tamamlanmıştır. İlk olarak katolik, daha sonra ortodoks ve son olarak da Husçu kitleler tarafından ibadet etmek için kullanılmıştır. 10:00-16:00 saatlerinde ücretsiz olarak ziyarete açık olan kilise bugün sadece konser salonu olarak hizmet vermektedir. Müthiş bir akustiğe sahip olan iç mekan orijinalliği bozulmamış kubbesi ve freskleri ile dikkat çeker.


 

Kinsky Sarayı

Kilisenin hemen doğusunda ise yine 18. yüzyılda yapılmış olan Kinsky Sarayı’nı göreceksiniz. Rokoko tarzındaki pembe beyaz boyalı binanın alt katında bir dönem Franz Kafka’nın babasına ait bir erkek giyim mağazası bulunmuştur. Bu nedenle Kafka öğreniminin bir kısmını burada görmüştür. 1948 yılında Çekoslovakya Başbakanı Klement Gottwald’ın buradan yaptığı balkon konuşması komünist rejimin başa geçmesinde önemli rol oynamıştır. Bugün Ulusal Galeri’nin El Yazmaları ve Resimler koleksiyonlarına ev sahipliği yapan bir müzeye dönüşmüştür. 10:00-18:00 saatleri arasında ziyarete açıktır ve kombine bilet fiyatları 300 korunadır.


 

Tyn Kilisesi

Eski Kent Meydanı’na adımınızı atar atmaz gözünüze ilk çarpacak yapı tam önünüzde gotik kuleleri gökyüzünü delen Tyn Kilisesi olacaktır. Kulelerinin yüksekliği 80 metreyi bulan kilisenin yapımı 14. yüzyıla kadar dayanır. İnsan bugün meydan yapı ve insanlarla doluyken bile bu kadar görkemli duran kulelerin Orta Çağ’daki etkisini ister istemez merak eder. Zira kentin bu bölümünün çoğunda hala başınızı yukarı kaldırdığınızda kuleleri görmeniz mümkün.

Kurulduğu çağdan beri çeşitli inanış sistemlerini temsil etmiş olsa da kentin başlıca ibadet mekanı olma özelliğini kaybetmemiştir. Uzun süre Husçuların elinde kalmış ancak karşı reformdan sonra katoliklere geçmiştir. Sadece ayin saatlerinde açık olan kilisenin içinde bulunan 17. yüzyıldan kalma Prag’ın en eski orgu, heykeller ve resimler görülmeye değerdir.


 

Siyah Madonnalı Ev

Tyn Kilisesi’ni karşınıza alıp sağınızdan devam eden Celetna sokağına girin. Yol ikiye ayrılınca yine sağda kaldığınızda Namesti Republiky metro durağına kadar gitmenizi sağlayacaktır. Biraz ileride sağınızda kalan şehrin yapı dilinden farklı, kahverengi bir bina göreceksiniz. 20. yüzyıl başlarında kübist mimar Josef Gocar tarafından yapılan bina bugün Çek Kübizm Müzesi ve alt katında bulunan kafe ile hizmet vermektedir. 10:00-18:00 saatleri arasında ve 100 koruna karşılığı gezebileceğiniz müzede bu akıma ait resim, heykel ve mobilyalar bulunmaktadır.


 

Barut Kapısı

Sokağın sizi meydana çıkaracak doğu ucunda Eski Kent’in 13 orijinal giriş kapısından en önemlisi olan ve bugün bu bölgeyi Yeni Kent’ten ayıran Barut Kapısı bulunur. Yapım çalışmaları 11. yüzyıla kadar dayanan bu gotik kule ilk zamanlar Yeni Kule adını taşıyordu. 17. yüzyılda barut depolamakta kullanılmasından sonra bugünkü adını almıştır. Eski Kent’in çoğu yerinden görebileceğiniz ikinci gotik çatı da bu kuleye aittir. 10:00-18:00 saatleri arasında ziyaretçilere açık olan yapının giriş fiyatları yetişkinler için 90 korunadır.


 

Belediye Sarayı

Eskiden Barut Kapısı hemen yanında bulunan Kraliyet Sarayı ile bağlantılıydı. Ancak 20. yüzyıl başlarında saray yıkıldı ve aynı yüzyıl sonlarında yerine en büyük Çek yeteneklerinin süslemelerine katkıda bulunduğu tam bir sanat eseri olan Belediye Sarayı yapıldı. Bu yeni saray güzelliği ve büyüklüğüyle içinde bulunduğu meydan olan Namesti Republiky’e hakimdir ve bakışları otomatikman üstüne çeker. Yapının merkezinde ünlü Çek besteci Smetana’nın adını taşıyan bir oditoryum bulunmaktadır. En alt katında ise binayla bütünlük içinde olan keyifli bir kafe vardır.


 

Kral Yolu

Bir zamanlar Bohemya kral ve kraliçeleri Kraliyet Sarayı’ndan arabalarla çıkıp Barut Kapısı’ndan kente girerlerdi. Celetna caddesinden Eski Kent Meydanı’na gelir, Karlova caddesinden Karl Köprüsü’ne ulaşır, Küçük Mahale’ye geçince Mostecka caddesi boyunca ilerlerlerdi. Aziz Nikolas Kilisesi’nin bulunduğu Küçük Mahalle Meydanı’na gelince Nerudova caddesini kullanarak Kale Bölgesi’ne ulaşır ve Aziz Vitus Katedrali’nde taç giyerlerdi. Kale Bölgesi, Küçük Mahalle ve Eski Kent’i anlatan yazılarımda Kraliyet Yolu’na ait tüm saydığım mekanların bilgilerini bulabilir ve dilerseniz Prag seyahatinizi tarihin ayak izlerini takip ederek planlayabilirsiniz.


Prag seyahatinizde gezebileceğiniz diğer bölgeler için lütfen aşağıdaki ilgili linklere göz atın;

Kale BölgesiKüçük MahalleYahudi MahallesiYeni KentÇevre BölgelerÇevre Kentler


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir