Yeni Kent

YENİ KENT (NOVE MESTO)

Yeni derken öyle aklınızda sentetik maddelerle giydirilmiş, doğaya kafa tutar gibi tüm çirkinliğiyle şehrin üstüne çöken son dönem yapıları belirmesin. Tabii ki çoğu büyük şehirde olduğu gibi Prag’da da kentin dışına çıkınca estetikten yoksun tek tip binalardan oluşan banliyöler görmek mümkün. Yine de bu bölgelerin bile oldukça düzenli olduğunu ve çarpık kentleşme boyutuna gelmediğini belirtelim. Buradaki “yeni”den kasıt, Orta Çağ’dan kalmış olduğu halde ne kadar iyi durumda olduğunu görünce hayrete düşme limitinizi doldurmuş olan Eski Kent’ten hemen sonra yerleşim yeri olarak kullanılmaya başlanması aslında. Daha az önem vererek gezmek haksızlık olur.

14. yüzyılda gittikçe kalabalıklaşan nüfusa çözüm bulmak için IV. Karl tarafından Vltava Nehri’nin doğusunda ve Eski Kent’in güneyinde yeni bir yaşam alanı kurma çalışmaları başlatılır. Hem ticari hem de politik olarak tarih boyu önemli bir rol oynamış olan kentin bu bölgesi bugün anıtsal meydanlar, sanat merkezleri, restoranlar, kafeler, mağazalar ve eğlence mekanlarıyla öne çıkmaktadır.

Nasıl Gidilir

Narodni ve Na Prikope caddeleri ile Eski Kent’ten ayrılan bölgeyi yürüyerek yapacağınız şehir turuna rahatlıkla dahil edebilirsiniz. Sarı metro hattı üstünde bulunan Karlovo Namesti, Narodna Trida, yeşil ve kırmızı hat üzerinde bulunan Muzeum, kırmızı hat üzerindeki I.P. Pavlova ya da birçok tramvay hattı üzerinde bulunan Novomestska Radnice, Vaclavske Namesti gibi birçok durak seçeneğinden istediğinizi kullanarak da rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Bölgede oldukça fazla tramvay durağı olduğu için belirttiğim noktaları kaçırıp bir veya iki sonraki durakta inseniz bile gezeceğiniz belli yapılardan fazla uzaklaşmamış olacaksınız.


 

Kutsal Haç Rotondası

Karel Köprüsü’nden güneye doğru Vltava Nehri kıyısında yürümeye devam edin. Kısa bir süre sonra sol tarafınızda Ulusal Uyanış adında küçük bir park göreceksiniz. Parkın ortasında bulunan 1846 yapımı gotik Kranner Çeşmesi’ni görmek için burada mola vermeyi ihmal etmeyin. Hemen arkada kentin doğusuna devam eden caddeye girdiğinizde bir sokak sonra sağ tarafınızdaki konik çatılı küçük şapel Kutsal Haç Rotundası’dır. 11. yüzyılda yapıldığı düşünülen şapelin çatı biçimi Premyslid hanedanına özgüdür. Efsaneye göre Hristiyanlığı benimsediği için cezalandırılan bir genç kız çarmıha gerilmiş, ardından da burada bulunan küçük bir göle çarmıhla birlikte atılarak boğulmaya terk edilmiştir. O gece kuvvetli bir fırtına çıkar ancak çarmıh fırtına dinene kadar suyun içinde dimdik yükselmeye devam eder. Gerçekten de restorasyon sırasında şapelin bodrumunda büyük ve eski bir haç bulunmuştur. Söylentilere göre buraya musallat olan bir ruh geceleri sokaklarda dolaşıp iffetsiz bir yaşam sürenleri cezalandırmaktadır.


 

Kavarna Slavia

Nehir kenarından güneye doğru yürümeye devam edin. Karl Köprüsü’nden sonra yolunuza çıkacak ilk köprüye geldiğinizde yolun karşısına geçmeden sol tarafınıza bakın. Burası yerel tatları uygun fiyatlarla ve kaliteli bir sunumla bulabileceğiniz popüler yerlerden biri. Ününü tarihi boyunca Kafka ve Kundera gibi birçok yazarı ağırlamasından alıyor ancak bu isimlere Nazım Hikmet’in de dahil olduğunu bilmek mekanı bizim için ayrı bir yere taşıyor. Duvarlardaki fotoğraflar arasında Nazım’ın öyle hayal ettiğiniz gibi masa başında Vltava Nehri’ne yorgun gözlerle bakan kocaman bir fotoğrafını göremeyeceksiniz belki. Ama sizin de bunca yabancısı olduğunuz bu kadar uzak bir coğrafyada hissettiği memleket özlemiyle tam da buradaki masalarda yazdığı dizeleri okumak ve arkalarda kalmış minicik aşina olduğumuz bir fotoğrafını görmek emin olun seyahatinizin unutulmaz yoğun anlarından biri olacak.


 

Narodni ve Na Prikope Caddeleri

Kafe’nin girişinin de bulunduğu kentin içlerine doğru devam eden Narodni Caddesi biraz ilerledikten sonra geleceğiniz dört yol ağzıyla trafiğe kapalı olan Na Prikope Caddesi’ne dönüşür. Bu hat daha önce de belirttiğim gibi Eski Kent ile Yeni Kent’i birbirinden ayırır ve  daha önce buradan Barut Kapısı’na kadar uzanan, savunma amacıyla kullanılmış bir hendek üzerine inşa edilmiştir. 20. yüzyıl başlarında Çek burjuvazisinin gözde gezinti yerlerinden biri olan cadde bugün mağazalar, restoranlar, kafeler ve tiyatrolarıyla kentin en canlı noktalarından biridir.


 

Ulusal Tiyatro

Daha Karl Köprüsü’nden kentin güneyine doğru bakarken oldukça gösterişli neo-klasik kubbesiyle dikkatinizi mutlaka çekmiş olan Ulusal Tiyatro binası Narodni Caddesi’nin hemen girişinde, Kavarna Slavia’nın karşısında yer alır. 19. yüzyıl ortalarında yapılan eski bina açılmasına çok kısa bir süre kala çıkan yangında tamamen yok olur. İnşaatın yeniden başlaması için gereken para çok kısa süre içerisinde toplanır ve ünlü Çek sanatçılarının da yoğun katkılarıyla bugünkü yapı tamamlanır. Ulusal Tiyatro Topluluğu’na ev sahipliği yapmasının yanında ülkenin baş sahnesi olma görevini üstlenmiştir ve yıl boyu birçok opera, bale ve tiyatro gösterisi sahnelenir. Çekçe, İngilizce, Fransızca ve Rusça olarak düzenlenen turlara 200 koruna karşılığı katılabilir ya da yapının gerçek atmosferini yaşamak için gösteri biletlerini gişeden temin edebilirsiniz.


 

Laterna Magika

Ulusal Tiyatro’nun hemen arkasındaki büyük cam bina ise meraklılarının buraya kadar gelmişken görmeden dönerlerse çok üzülecekleri Laterna Magika adındaki tiyatro topluluğuna ait. Dansçılar ve rengarenk giyinen pandomim sanatçılarının performanslarının, sahneyi kaplayan perdelere yansıtılan ışık oyunları ve görsellerle desteklendiği oyunları bu büyüleyici kentin masallarından birini daha yaratıyor. Ülkenin her yerinden insanların ömürlerinde bir kez olsun bu “black light theatre” adı verilen türü izlemek için geldiği tiyatro, oyunlar sözsüz olduğu için turistler tarafından da büyük ilgi görüyor. Bilet fiyatları ise 400 ile 800 koruna arasında değişiyor.


 

Slav Adası

Ulusal Tiyatro’dan biraz daha güneye yürüdüğünüzde Karl Köprüsü’nden Yeni Kent’e doğru bakınca nehri ayırır gibi görünen üç adadan biri olan Slav Adası’nın giriş köprüsünü göreceksiniz. Aslında 17. yüzyıla kadar böyle bir ada yoktur. Vltava Nehri’nin sürüklediği topraklar zamanla burada çökelti oluşturur ve 18. yüzyılda yaşanan büyük selde bugünkü şeklini alır. Adaya meyve ağaçları dikilir ve hala her sene güçlendirme çalışmaları ihmal edilmeyen duvarlarla çevrilip sellere karşı korunaklı hale getirilir. Tarih boyu farklı kişiler tarafından satın alındıkça farklı isimlerle anılan ada üzerinde 19. yüzyılda neo-rönesans mimarinin güzel örneklerinden biri olan Zofin Sarayı inşa edilir. Kurulduktan sonra hızla kentin sosyal yaşam merkezi haline gelir ve bugün bu misyonunu hala devam ettirmektedir. Sarayın muhteşem salonu uluslararası sosyal, kültürel, ticari ve politik toplantıların ana adresi görevi görmektedir. Ayrıca düzenlenen konser, balo ve düğün seramonileri ile de halkın kullanımına açıktır. Sarayın kış bahçesi bölümünde oldukça başarılı bir restoran bulunur ancak gitmek isterseniz mutlaka önceden rezervasyon yaptırmanız gerektiğini belirtelim. Ayrıca adanın bahçesinde yürüyüşe çıkabilir, nehre karşı dinlenme molası verebilir ya da nehir tarafında bulunan tesisten deniz bisikleti ve kano kiralayıp keyifli bir gezintiye çıkabilirsiniz.


 

Manes Galerisi

Slav Adası’nın güney ucunu ana karaya bağlayan Masaryk İskelesi aynı zamanda Manes Galerisi’ne ev sahipliği yapan işlevsel bir yapıdan oluşur. Yıl boyu değişen programlarla avangard sergiler düzenlenen galeri Pazartesi günleri dışında haftanın her günü 11:00-19:00 saatleri arasında ziyaretçilere açıktır ve giriş ücreti 30 korunadır.


 

Dans Eden Ev

Yeni Kent’in yeniye dair ender yapılarından biri de meşhur Dans Eden Ev. Yine Slav Adası’nı geçip nehir boyunca güneye doğru yürümeye devam ettiğinizde bir diğer köprü girişinin oluşturduğu büyükçe bir kavşaktan sonra, hemen sol tarafınızda karşınıza çıkacaktır. Zaten tüm tarihi yapılar arasında yeniliğiyle o kadar aykırı bir duruşu var ki gözden kaçırmak mümkün değil. Yapımında Hırvat-Çek kökenli Vlada Milunic ve Kanada-Amerika kökenli Fred Gehry adlı mimarların görev aldığı bina 1996 yılında tamamlanır. Birlikte uyum içinde dans eden iki insanı andırdığı için 1986 yapımı filmleri büyük beğeni gören ünlü dansçı çift Ginger and Fred adını alır. Kişisel olarak seyahatimin çok anlam yükleyememiş olduğum kısmında olsa da kısa sürede Prag’ın sembollerinden biri haline geldiği için görmeden dönmemekte fayda var.


 

Aziz Kyrillos ve Aziz Methodios Katedrali

Nehir boyunca yürüyüp Dans Eden Ev’in karşısına geldiğinizde sola dönün ve Resslova adındaki geniş caddede yürümeye devam edin. Aziz Kyrillos ve Aziz Methodios Katedrali iki sokak sonra sol tarafınızda kalacaktır. 18. yüzyıl başlarında inşa edilen barok kilise başlarda Roma Katolik Kilisesi’ne bağlıdır. 20. yüzyılın başlarında Çek Ortodoks Kilisesi himayesine girer ve bugünkü adını alır. Ancak II. Dünya Savaşı sırasında yaşanan trajik bir olayın izlerini taşımakla özel bir yere sahiptir. 1942 yılında Alman SS Generali Reinhard Heydrich’e suikast düzenleyen bir grup bu katedrale sığınır ancak duvarlarda hala izleri görülebilen büyük çatışmada yakalanmamak için intihar etmeyi seçerler. Generalin hastaneye kaldırılıp enfeksiyon kapan yaraları nedeniyle hayatını kaybetmesi üzerine çok sinirlenen Hitler rastgele seçilen binlerce Çek’in tutuklanarak idam edilmesi emrini verir. Ancak bununla da kalmaz ve olayla ilişkilendirdiği iki bölge kasabasını yerle bir eder, tüm erkekleri öldürtür, kadın ve çocukları toplama kamplarına sürer. Katedral bünyesinde bulunan Heydrich Olayı Kahramanları müzesi tüm bu olaylarda hayatını kaybeden insanlara adanmıştır ve birçok fotoğraf, döküman ve nesneye ev sahipliği yapar. Yaz aylarında sadece Pazartesi günleri, kış aylarında ise Pazar ve Pazartesi günleri kapalı olan müze 09:00-17:00 saatleri arasında açıktır. Giriş ücreti yetişkinler için 75 korunadır.


 

Karl Meydanı

Resslova Caddesi’nin diğer ucunda bölgenin ilk planında dahi bulunan ve kentin en büyük meydanı olan Karl Meydanı vardır. Uzun süre hayvan pazarı olarak kullanılan alan bugün kent sakinlerinin yürüyüş yapıp dinlenmeleri için ayrılmış bir bahçe olarak değiştirilmiştir.


 

Yeni Belediye Sarayı

Meydanın kuzey ucundaki saray kentin bu bölgesinin en önemli yapılarından biridir. Yeni Kent planının parçasıdır ve yapımı 1377 yılında tamamlanmıştır. 15. yüzyıl yapımı 70 metrelik gotik kulesi ile dikkat çeker. Husçu ayaklanmalar ve Prag’ın ilk pencereden atılma olayı gibi birçok tarihi ana tanıklık etmiştir. 10:00-18:00 saatleri arasında ziyarete açık olan sarayın giriş ücreti 50 korunadır.


 

Faust Evi

Karl Meydanı etrafındaki yapılar çok keyifli olmasa da meydanın güney ucunda bulunan Faust Evi de barok mimarisi ve tüyler ürperten efsanesiyle görülmeye değer. Şehir kurulmadan yıllar önce insanların, bugün evin bulunduğu yerde karanlık tanrılara kurban adadıkları pagan ayinler yaptıkları rivayet edilir. İsmini Dr. Faust’un burada yaşadığı ve şeytanın çatıda açılan bir delikten onu cehenneme aldığı hikayeden alır. Gerçekte ise tarih boyu Prens Vaclav ve II. Rudolf gibi hükümdarların görevlendirdiği birçok simyacının burada yaşayıp gizli deneyler yapması anlatılan efsaneleri beslemiştir.


 

Aziz Jan Nepomuk Kilisesi ve Slav Emauzy Manastırı

Buradan güneye doğru devam eden Vysehradska Caddesi’nde biraz ilerlediğinizde sol tarafınızda gösterişli çift taraflı merdivenlerle girişi bulunan barok Aziz Jan Nepomuk Kilisesi’ni göreceksiniz. Kilise Karl Köprüsü’nde, nehre atılırken son anlarının betimlendiği heykeli bulunan Aziz Nepomuk’a adanmıştır. Hemen karşısında ise küçük bir ara yolla girişini bulabileceğiniz Slav Emauzy Manastırı bulunmaktadır. Manastırın birbirine geçmiş iki sivri kule gibi duran değişik çatısı nehirden bile dikkat çeker. 14. yüzyılda inşa edilen manastırın öğrencileri arasında Jan Hus gibi birçok önemli isim vardır ve Bohemya’nın en ünlü fresklerine ev sahipliği yapar. Tabii ki Prag’t bu kadar önemli bir manastır olup da efsanesiz kalmak olmaz. Buradaki rahipler o kadar iyi yüreklidirler ve kendilerini o kadar dünyevi zevklerden soyutlamışlardır ki sonunda şeytanın sinirleri bozulur. Mutfakta tüm hünerlerini göstermek üzere onlara bir aşçı gönderir. Kendilerini bu güzel yemeklere ve şaraba kaptıran rahipler manevi hayatlarını unutmaya başlarlar. Ancak çok geçmeden şeytanın hilesi ortaya çıkar ve aşçı hala geceleri manastırın bahçesinde dolaşan siyah bir horoza dönüşür.


 

Dvorak Müzesi

Resslovo Caddesi’nden Karl Meydanı’nı ikiye bölerek doğuya uzanan Jecna Caddesi boyunca yürümeye devam edin. Meydanı geride bıraktığınızda sağdaki üçüncü sokaktan girin. Jecna Caddesi’nin diğer ucunda kırmızı metro hattı üzerindeki I.P. Pavlova durağını kullanarak da bu sefer solunuzdaki üçüncü sokağa girerek aynı yere gelmiş oldursunuz. Dvorak Müzesi’nin zarif barok binası kısa bir süre sonra solunuzda kalacaktır. 18. yüzyılda yazlık saray olarak inşa edilen Villa Amerika 20. yüzyılda ünlü Çek besteci Antonin Dvorak‘ın hayatı ve çalışmalarının sergilendiği bir müze haline getirilir. Yine Pazartesi günleri hariç haftanın her günü 10:00-17:00 saatleri arasında açık olan müzenin giriş ücreti 50 korunadır. Ayrıca burada yaz ayarında sanatçının ünlü eserlerini dinleyebileceğiniz konserlere de katılabilirsiniz.


 

Vaclav Meydanı

Vaclav Meydanı konaklamanız boyunca kullanacağınız birçok güzergahın kesişme noktasında yer alıyor. Kırmızı metro hattı üzerinde bulunan I.P. Pavlova durağından kuzeye yürüdüğünüzde, yeşil ve sarı metro hatları üzerinde bulunan Mustek durağında indiğinizde, 3,9,14 ve 24 numaralı tramvay hattı üzerindeki Vaclavske Namesti’yi kullanarak ya da Nehir tarafından geliyorsanız Narodni Caddesi boyunca yürüdüğünüzde kolaylıkla ulaşmanız mümkün. 1968 yılında Rus tanklarının gelişinin protesto edilmesi, 1969 yılında Prag Baharı destekçilerinden Jan Palach ve bir ay sonra da Jan Zajic adlı iki öğrencinin baskıları protesto etmek için kendilerini yakması, 1989 yılında toplanan binlerce insanın Kadife Devrim’e gidecek protestosu ve komünizmin yıkılışının kutlanması gibi tarih boyu birçok önemli olaya şahitlik eden meydan bugün oteller, restoranlar, kafeler, mağazalar ve gece kulüpleri ile çevrilidir. Araç trafiğine kapalı 750 metre uzunluğundaki meydan boyunca turistlerin oluşturduğu kalabalığa karışıp vitrinlere bakarken tam da burada yazılmış olan tarihi adımladığınızın bilincinde olmak gerçekten önemli.


 

Aziz Vaclav Anıtı

Hafif bir eğime sahip meydanın en üst noktasında tarih boyu “İyi Kalpli Kral Vaclav” olarak anılan Aziz Vaclav’ın at üstünde betimlendiği büyük bir heykeli bulunmaktadır. Kardeşi tarafından öldürülen ve daha sonra da aziz ilan edilen Kral Vaclav’ı Çek halkı o kadar çok sever ki hala ordusuyla beraber civardaki bir dağda bekleyerek ulusu koruduğu efsanelerini çocuklarına anlatır. 1912 tarihli bronz heykelin kaidesinde ülkenin koruyucu azizlerinin gerçek boyutlarda heykelleri vardır. 1969 yılında heykelin önünde kendilerini yakan iki öğrenci için komünist rejim yıkıldıktan sonra bir anıt yapılır ve aynı zamanda da rejimin tüm Çek kurbanlarına adanır.


 

Ulusal Müze

Vaclav Meydanı’nın tam tepe noktasında bulunan 1891 tarihli görkemli neo-rönesans yapısı Ulusal Müze’nin ana binasınıdır. 1945 ve 1968 yıllarındaki çatışmalarda ciddi hasarlar almıştır. Maalesef yenilenme çalışmaları nedeniyle bugün gezmeniz mümkün olmayacak. Müzenin yeniden açılışının 2018 yılında yapılması ve girişlerin 110 koruna olması planlanıyor. Çek ulusal tarihi ve arkeolojisine ait 14 milyondan fazla parçanın sergilendiği müzeyi görmek istiyorsanız Prag’a birkaç sene sonra tekrar gelmek için sağlam bir bahane olacaktır.


 

Çek Devlet Operası

Ulusal Müze’nin biraz kuzeyine doğru yürüdüğünüzde sağ tarafınızda kalacak olan operanın neo-klasik binası 1888 yılında yapılmıştır. Haziran-Eylül arasındaki sezonda açık olan operanın ilham verici salonunda sahnelenen eserleri oturma düzenine göre 350-1200 koruna arasında değişen bilet fiyatlarıyla izleyebilirsiniz. Yolun hemen ilerisinde sağınızda kalacak olan 19. yüzyıl yapımı demiryolu ana istasyonunun zarif binası da görülmeye değer.


 

Karların Meryem Anası Kilisesi

Mustek metro istasyonunun Narodni Caddesi çıkışında bulunan kilise aslında Aziz Vitus Katedrali’nden sonra kentteki en büyük kilise olmak üzere tasarlanmıştı. 14. yüzyılda başlayan yapım çalışmaları Husçu ayaklanmalar nedeniyle yarıda kalmış ve sadece koro bölümü tamamlanabilmiştir.


 

Mucha Müzesi

Mustek metrosu Vaclav Meydanı çıkışından doğuya devam eden Jindrisska Caddesi boyunca yürümeye devam edin. Solunuza çıkan ilk sokağa girdiğinizde kısa bir süre sonra sağınızda kalacak olan müze art nouveau eserleriyle uluslararası üne kavuşmuş ünlü Çek ressam Alfons Mucha‘nın hayatı ve eserlerine adanmıştır. Giriş ücreti 240 koruna olan ve 10:00-18:00 saatleri arasında ziyaretçilere açık olan müzenin mağazasına uğrayıp hediyelik eşyalara gömülmeyi ihmal etmeyin.


Prag seyahatinizde gezebileceğiniz diğer bölgeler için lütfen aşağıdaki ilgili linklere göz atın;

Kale BölgesiKüçük MahalleEski KentYahudi MahallesiÇevre BölgelerÇevre Kentler


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir