Kuklanızı seçtiniz mi?

Prag’dan Ne Alınır?

Avrupa sokaklarının gözümüze bu kadar güzel gelmesinin en büyük etkenlerinden biri tabelaların durumu kuşkusuz. Tarihi dokuyu bozup görüntü kirliliği yaratmamak adına öyle binaların yarısını kaplayıp ışığıyla gözlerinizi kör etmeye çalışan, her biri birbirinden farklı olmak için azmetmiş sevimsiz tabela yığınları görmeniz neredeyse imkansız. Hal böyle olunca vitrindeki ürünler de göze çok daha güzel görünüyor, sokaklarda yürürken ne alacağınızı şaşırıyorsunuz.

Ülke kısa zaman öncesine kadar içinde bulunduğu komünist rejimin tek tip ürünlerini çoktan geride bırakmış gibi. Prag sokakları adım başı o kadar cezbedici vitrinlerle çevrili ki ister istemez kendinizi birşeyler almak için bakınırken buluyorsunuz. Hediyelik eşya fiyatlarının gayet uygun olması da ayrı bir mutluluk kaynağı. Hatta bölgeler arasında astronomik fiyat farklılıkları da olmadığı için beğendiğiniz ürünü en merkezi yerden bile ufak bir pazarlıkla içiniz rahat bir şekilde alabilirsiniz. Sadece henüz yaygın olarak kullanılmadığı için alışverişinizi kredi kartı ile yapacaksanız geçip geçmediğini önceden sormanızda fayda var.

Kesim ve oymalarının mükemmelliği dünyaca bilinen narin Bohemya kristalini Türkiye’ye getirmek biraz riskli olsa da bunca yolu gelmişken bütçenizi zorlamayacak küçük bir hatıralık tercih edebilirsiniz. Aynı şekilde yüzyıllardır aynı figürler ve ünlü kobalt mavisi kullanılarak yapılan Bohemya porselenlerine karşı koymak da oldukça güç.

Bölgenin dünyanın en iyileri arasında olan bir diğer ürünü de lal taşı ve bu taşla yapılan mücevherler. Kederi neşeye çeviren mistik bir gücü olduğuna inanılan lal taşı sadece koyu kırmızı olarak değil, siyah, yeşil ve hatta transparan olarak bile karşınıza çıkar. Bu taşların süslediği takılar kendiniz ve sevdikleriniz için eşsiz bir hediye olacaktır. Ancak son zamanlarda gittikçe artan sahteciliğe maruz kalmamak için aldığınız ürünün sertifikalı olmasına dikkat edin. Takılarda kehribar da yaygın olarak kullanılmakla berber çoğunun Rusya’dan getirildiğini ekleyelim.

Aklınızı başınızdan alacak olan kuklalar da Prag’ın en önemli simgelerinden biri. 14. yüzyıldan beri gerçek anlamda birer sanat eseri olarak üretilen kuklaların belli başlı karakterlerini özellikle Eski Kent’te iki mağazadan birinde bulmanız mümkün. Ancak bir de daha yeni ve daha özgün olanları var ki bunları sadece konsept mağazalarda bulabilirsiniz. Fiyatları ise alacağınız kuklanın özelliğine ve işçiliğine göre 5-10 eurodan başlayıp binlerce euroya kadar çıkabiliyor. 90’larda Türkiye’de de popüler olan porselen süs bebeklerinin korkutucu derecede gerçekçi olanlarını da yaygın olarak bulabilirsiniz.

Kar küresi, buzdolabı mıknatısı, not defteri, simge yapı minyatürleri ve bira kupaları gibi ürünler satan hediyelikçiler gerçek anlamda her yerdeler. Uygun fiyatlı bir hediye seçeneği olan bu ürünlerin farklısını aramak için yorulmanıza gerek yok çünkü şehrin iki ucunda da bulacaklarınız hemen hemen aynıları olacaktır. Paskalya zamanına denk geldiyseniz boyama ve oyma tekniğiyle birer sanat eserine dönüşmüş Paskalya yumurtalarını da her yerde bulabilirsiniz. Valizinizde yer varsa tek shotlığından litreliğine kadar boy boy üretilen becherovka, absent ve slivovice gibi ünlü yerel içkilerden ve marketlerde içtiğinizden de uygun fiyata satılan yerel biralardan da alabilirsiniz. Karl Köprüsü’nden Eski Kent’e giderken yol üzerinde karşınıza çıkacak olan çikolata ve şekerleme dükkanları da oldukça başarılı. Ama üzgünüm, trdelnik soğuyunca hiçbir şeye benzemediği için almanın bir anlamı yok. Mecburen hep birlikte özleyeceğiz.

Tamamıyla yabancısı olduğumuz bir döneme ait eşyaları görebileceğiniz antika dükkanlarını adeta bir müze gibi gezmek bile oldukça eğlenceli. Kentin hemen yer yerinde görebileceğiniz ikinci el giysi satan mağazaların bazıları gerçekten çok eski. Yıllardır ikinci alıcısını bekleyen ürünlere bakmak sizde müze etkisi yaratacak bir başka durak olacaktır. Eski Kent’te gezerken karşınıza eski müzik aletlerinin satıldığı dükkanlar ve bol bol plak mağazası çıkacaktır. Burası klasik müzikle yaşayan bir şehir olduğu için ünlü senfoni orkestralarının CD’lerinden almak için de doğru adres. Özellikle müzik festivaline denk geldiyseniz meydanın birinde dinlediğiniz bir müzisyenin albümünü kendisinden de satın almanız mümkün. Mucha’nın eserlerinin bire bir kopyaları almak için uygun fiyatlı güzel bir seçenek.

Vaclav Meydanı’ndan güneybatıya devam eden sokakta hiçbir yere sapmadan yürümeye devam ederseniz kentin bu bölgesinin en ünlü pazarı olan Havelske Trziste bir süre sonra solunuzda kalacaktır. Haftanın her günü 08:00-18:00 saatleri arasında açık olan pazarda mevsimine göre meyveler, sebzeler, rengarenk çiçekler, ahşap ve deri ürünler, işlemeli kumaşlar gibi ürünlerin yanında daha önce saymış olduğum hediyelik eşya ve kuklaları da bulabilirsiniz.

Son dönemde organik ürünler satan dükkanlar Prag’da da bizde olduğu gibi popüler hale gelmiş durumda. Adım başı karşınıza çıkıp sizi birine girmediyseniz diğerine girmek zorunda bırakan Manufaktura da bu markalardan biri. Organik spa ve kişisel bakım ürünleri satan bu mağazayı gezmek keyifli ancak nedense alacak bir şey bulmak zor.

Tekstil ürünleri bizdekinden daha pahalı olduğu için kıymetli zamanınızı giyim mağazaları gezerek harcamayın derim. Ama illa gelmişken büyük markaların mağazalarına girmeliyim derseniz Parizska Caddesi, alışveriş merkezine girmezsem ölürüm derseniz de Namesti Republiky’de bulunan Palladium’a gidebilirsiniz. Celetna Caddesi, Na Prikope Caddesi ve Vaclav Meydanı aşina olduğumuz markaları ve hediyelik eşya mağazalarını bulabileceğiniz diğer adresler. Farklı olarak sadece bu coğrafyada kış çok sert geçtiği için markaların Türkiye’ye gelmeyen kara kış kreasyonlarını bulmanız mümkün ama tabii bu ürünlere de ne kadar ihtiyacımız olduğu tartışılır.

Siz en iyisi mi bu açık hava müzesini gezmekten kalan enerjinizi Namesti Republiky’den Eski Kent Meydanı’na, oradan Karl Köprüsü ve Küçük Mahalle’yi geçip Kale Bölgesi’ne ulaşan Kral Yolu boyunca kentin dokusunu oluşturan dükkanlarda kaybolarak harcayın. Satıcıların Avrupa’da her yerde bulamayacağınız tanıdık ilgisini fırsat bilip onlarla sohbet edin. Artık tanımaya başladığınız kukla karakterlerinin öykülerini sorup öğrenin. Karl Köprüsü üzerindeki seyyar satıcılara vakit ayırıp sanatçıları eserlerini icra ederken izleyin. Kaleyi gezerken Altın Sokak’taki minicik dükkanların el işi ürünlerine bakmayı ihmal etmeyin. Masal gibi bir şehirden dönerken yanınızda getirecekleriniz de masalın bir parçası olsun.


 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir