La Rambla

LA RAMBLA

Plaça de Catalunya, yani Katalonya Meydanı’nından başlayarak sahile kadar yaklaşık 1.5km boyunca inen bu cadde Barselona diyince akla gelen ilk yerlerden olmanın yanında dünyada da en çok bilinen turistik caddelerden biridir. Sağ ve soldan sadece minik birer şerit araç trafiğine açıktır ancak ortada kalan geniş bölüm sadece yayalara ayrılmıştır. Bu bölüm 1703 yılından başlayarak ağaçlandırılmıştır ve bugün iki yanda sahile kadar göz alabildiğine uzanan bu ağaçlar hoş bir görüntü oluşturur. Ayrıca sıcak yaz günlerinde sağladığı geniş gölge alanlarla da rahatça gezebilme olanağı verir. Yüzyıllardır kentin merkezi olarak görülen cadde boyunca restoranlar, kafeler, çiçekçiler, hediyelik eşya satan dükkanlar ve mağazalar sıralanmıştır. Yılın her dönemi en çok turist alan yer olmasının getirisi olarak Barselona seyahatinizin genelinde özel eşyalarınızın güvenliğine göstereceğiniz dikkati burada biraz daha fazlalaştırmanızı öneririm.

Kalabalığın diğer bir negatif yönü de insansız bir fotoğraf karesi yakalamanın zorluğu olarak karşınıza çıkacaktır. Eğer sabahın erken saatlerini tercih ederseniz tatilinin sonuna geldiği için valizlerini üzgün üzgün Plaça de Catalunya’ya doğru çekiştiren birkaç turist dışında çok insanla karşılaşmamanız da mümkün. Ödüllü sokak sanatçılarını görmek içinse akşam üstü saatlerini beklemek durumundasınız. Fotoğraf çekmek istiyorsanız ufak da olsa bahşiş vermeyi ihmal etmeyin.

Doğusundaki Barri Gotic ve batısındaki El Raval arasında adeta bir sınır gibi uzanan cadde aslında kurumuş bir nehir yatağıdır ve adını da Arapça “kumlu yer” anlamına gelen “ramla” sözcüğünden almıştır. 2010 yılına kadar evcil hayvan satıcıları tarafından adeta pazar yerine dönüştürülmüştür ancak Avrupa Birliği kuralları gereği gelen yasakla hepsi kaldırılmıştır.

Belirgin bir fark olmamasına rağmen aslında beş ana bölümden oluşur. Plaça de Catalunya ile başlayan ilk kısmı La Rambla de Canaletes olarak adlandırılır. İkinci kısım olan La Rambla dels Estudis adını 16. yüzyılda yapılmış bir üniversiteden almıştır. Aynı zamanda eskiden burada bulunan kuş pazarı nedeniyle La Rambla dels Ocells olarak da bilinmektedir. “Ocells” kelimesi “kuşlar” anlamına gelmektedir. Çiçekçilerle dikkatinizi çekecek üçüncü bölümün adı La Rambla de Sant Josep’tir. Bu ismi günümüzde maalesef göremediğimiz bir manastırdan almıştır ancak buradaki çiçekçileri belirten La Rambla de les Flors olarak bilinen bir alternatif adı da vardır. Adını 13. yüzyıl yapımı olup yine günümüze ulaşamayan bir diğer manastırdan alan dördüncü bölüm La Rambla dels Caputxins ve Kristof Kolomb anıtının bulunduğu son bölüm ise La Rambla de Santa Monica olarak bilinir.

Nasıl Gidilir

Barselona seyahatinizde en sık ziyaret edeceğiniz yerlerin başında gelecek olan La Rambla’ya gitmek için oldukça fazla seçenek mevcut. Plaça de Catalunya havaalanından kente ulaşımda da kullanabileceğiniz en merkezi noktalardan biri. Caddenin başladığı yer olarak sayılan bu meydana hem otobüs hem de metro kullanarak rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Barri Gotic ya da El Raval’a gidecekseniz yürüme mesafesini kısaltmak için Liceu metro istasyonunu kullanarak caddenin tam ortasına çıkmanız mümkün. Ya da bir miktar caddenin hareketliliğine karışayım, oradan sahil kesimine gideceğim diyorsanız Drassanes metro durağı sizi caddenin sonuna çıkaracaktır.


Font de Canalates

Caddenin ilk bölümüne adını veren 20. yüzyıl yapımı bu çeşmeden hala su içilebilmektedir. Ama tabii suyunun temiz olması bir yana, kente yeniden gelebilmek için yapılması gereken geleneksel hareketler konu başlığının Barselona ayağını oluşturmasıyla önem kazanmaktadır. Olur da çeşmeyi bulamazsanız buradan su içenlerin en yakın zamanda Barselona’ya geri dönecekleri inancıyla toplanan kalabalığa karışmanız yeterli olacaktır. Ayrıca FC Barcelona taraftarlarının maçlardan önce ve galibiyetlerden sonra buluşma yeri olarak seçtikleri çeşmenin çevresi oldukça renkli görüntülerin oluştuğu bir festival alanına dönüşür.


Esglesia de Betlem

Plaça de Catalunya’da sahile doğru inerken kentteki birkaç ender barok yapıdan biri olduğu için farklılığıyla mutlaka dikkatinizi çekecek olan kilise hemen sağınızda kalır. Orijinali 17. yüzyılda yapılmıştır ancak geçirdiği birçok yangın neticesinde günümüze kadar defalarca yenilenmiştir.


La Boqueria (Mercat de Sant Josep)

Evde veya çevre restoranlarda pişirilecek yemekler için en taze sebze, meyve ve etleri satın almak, iş arasında uğrayıp her zaman alışveriş yaptığınız tezgahlarda taze ürünlerden yemek ve dostlarınızla buluşup aperatif içerken yerel ürünlerden atıştırmak şeklindeki pazar kültürü Katalan halkının vazgeçilmezlerinden. Bu şekilde kentin birçok yerine kurulmuş olan sayısız pazar yeri de mevcut aslında. Ama La Boqueria 18. yüzyıla dayanan tarihinin verdiği ağırlık ve La Rambla’nın hemen ortasındaki merkezi konumunun verdiği imkanlarıyla diğerlerinden açık ara öne geçip adeta türünün tek örneği gibi dünyaca bilinmektedir.

Sabahın erken saatlerinde bile Uzak Doğuluların tüm sandalyeleri kapmış olduğu deniz böceği ve kıpır kıpır taze balıkların, rengarenk baharatların, isterseniz kup içerisinde ayıklanmış olarak yemeye hazırlarını da bulabileceğiniz çeşit çeşit yerel meyvelerin, şarküteri ürünlerinin, peynirlerin, şarapların, büyüklerin bile aklını başından alabilecek çikolata ve şekerlemelerin doldurduğu tezgahlar arasında sadece gezinmek bile inanılmaz keyiflidir. Ancak fotoğraf çekmenin pek hoş karşılanmadığını, hatta çoğu yerde ikaz içeren tabelalar olduğunu belirtelim. Siz yine de oturup yemek yerken konuşmaya can atan tezgahtaki amcadan sohbetinizi esirgemeyip birkaç güzel kare için rahatlıkla izin koparabilirsiniz.

Kiliseyi geçtikten sonra hemen sağınızda kalacak olan pazar neredeyse gün doğumuyla açılır. Turist akınına uğramadan önce adeta yerel müdavimlere tahsis edilmiş gibidir. Ancak ne yazık ki Pazar günleri kapalı olduğu için bu keyfi haftanın her günü yaşama şansınız olamayacak.


Liceu Tiyatrosu

Aynı ismi taşıyan metro istasyonunun biraz aşağısında, yine caddenin sağında kalan Gran Teatre del Liceu 1861 yılında açılmıştır. Geçirdiği üç yangının sonuncusunda epey hasar görmüş olan bina son teknoloji ile donatılarak adeta yeniden inşa edilir ve 1999’da son haliyle açılır. Yıl boyunca bale, opera ve tiyatro gösterilerinin izlenebildiği kompleksi gezmek için gün içerisinde belirli saatlerde yapılan turlara katılabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi için birkaç dakikanızı ayırıp yol üzerindeki gişesine uğramanız yeterli.


Palau Güell

Liceu Tiyatrosu’ndan sahile doğru yürüyüşünüze devam ettiğinizde sağa doğru uzanan ikinci sokaktan içeri girin. Kısa bir süre sonra solunuzda farklı mimarisiyle diğer binalara kafa tutar gibi yükselen Palau Güell malikanesini göreceksiniz. Gaudi’nin 1885 yılında kariyerinin başlarında Eusebi Güell ve ailesi için tasarladığı yapının dışı kadar içi de, özellikle tam merkezde bulunan devasa salonuyla, oldukça etkileyicidir. Salı-Pazar günleri arasında sabah 10:00’da ziyaretçilere açılır ve yaz aylarında 20:00, kış aylarında ise 17:30 saatlerinde kapanır. Biletler ise kişi başı 12€’dur.


Kristof Kolomb Anıtı

Cadde 60 metre yüksekliğindeki bronz Kristof Kolomb Anıtı ile son bulur. 1492 yılında yaptığı sefer sonrası adını Amerika koyamamış olsa da yeni bir yer bulduğunu müjdeleyen Kristof Kolomb‘u simgeleyen anıt 1888 yılında yapılmıştır. Anıtın tepesinde bulunan Kolomb’un heykelinin ziyaret ettiği yeni kıtayı işaret ettiği düşünülse de aslında Amerika tam ters yönde kalmaktadır. Anıt dikilirken havanın sisli olduğu, bu nedenle hata yapıldığı ya da bir kaşif olma özelliğini belirtmek için sadece açık denizi işaret ettiği ve yanlış yorumlandığı gibi birçok hikaye duymanız mümkün. Anıtın belki de en güzel yanı bir asansör ile 5€ karşılığı tepesine çıkıp müthiş manzarayı izleyebilecek olmanız.


 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir