Yeni Kent

YENİ KENT (NOVE MESTO)

Yeni derken öyle aklınızda sentetik maddelerle giydirilmiş, doğaya kafa tutar gibi tüm çirkinliğiyle şehrin üstüne çöken son dönem yapıları belirmesin. Tabii ki çoğu büyük şehirde olduğu gibi Prag’da da kentin dışına çıkınca estetikten yoksun tek tip binalardan oluşan banliyöler görmek mümkün. Yine de bu bölgelerin bile oldukça düzenli olduğunu ve çarpık kentleşme boyutuna gelmediğini belirtelim. Buradaki “yeni”den kasıt, Orta Çağ’dan kalmış olduğu halde ne kadar iyi durumda olduğunu görünce hayrete düşme limitinizi doldurmuş olan Eski Kent’ten hemen sonra yerleşim yeri olarak kullanılmaya başlanması aslında. Daha az önem vererek gezmek haksızlık olur.

14. yüzyılda gittikçe kalabalıklaşan nüfusa çözüm bulmak için IV. Karl tarafından Vltava Nehri’nin doğusunda ve Eski Kent’in güneyinde yeni bir yaşam alanı kurma çalışmaları başlatılır. Hem ticari hem de politik olarak tarih boyu önemli bir rol oynamış olan kentin bu bölgesi bugün anıtsal meydanlar, sanat merkezleri, restoranlar, kafeler, mağazalar ve eğlence mekanlarıyla öne çıkmaktadır. Devamını Oku “Yeni Kent”

Yahudi Mahallesi

YAHUDİ MAHALLESİ (JOSEFOV VE LETNA)

Eski Şehir’in kuzeyi ve Vltava Nehri’nin doğu tarafında kalan bölge Josefov’u oluşturur. Şehrin kuzeyinde doğuya doğru kıvrılan nehrin hemen karşı kıyısı ise Letna’dır. Eski Şehir Meydanı’nda Aziz Nikolas Kilisesi yanından kuzeye doğru devam eden Parizska caddesine adımınızı attığınız anda bu bölgeye geçmiş olursunuz.

Rivayete göre geleceği görebilme yeteneğine sahip olan Prag’ın kurucusu Prenses Libuse ölüm döşeğindeyken oğlunu yanına çağırır ve ona torunu tahta geçtiğinde dışlanmış küçük bir kavmin gelip bu topraklara sığınmak üzere izin isteyeceklerini söyler. Libuse oğlundan onlara iyi davranmasını ister çünkü beraberlerinde bolluk ve bereket getireceklerdir. Bir asır sonra tıpkı kehanetteki gibi küçük bir Yahudi kavmi kaçarak buraya gelir ve Prens onları bugünkü Yahudi Mahallesi’nin olduğu bölgeye yerleştirir. Yine kehanetteki gibi burada Yahudilerin nüfus ve varlıkları gittikçe artar.

Prag Yahudi Cemaati, Avrupa’nın bilinen en eski cemaatlerinden biridir. Tarihte başa geçenlerin bazıları tarafından dışlanmış olsalar da bölgeye adını veren II. Josef gibi bazıları tarafından da sevilmiş ve her seferinde topraklarına geri dönmüşlerdir. 18. yüzyılın başlarında kentin nüfusunun dörtte biri Yahudilerden oluşurken bu da Prag’ı dünyadaki en kalabalık Yahudi nüfusunu barındıran şehir yapıştır. Bugün hala ortodoks bir Yahudi cemaatine ev sahipliği yapsa da çıkan büyük yangınlar ve Parizska gibi geniş caddelerin yapımı sırasında eski yapısı bozulmuştur. Devamını Oku “Yahudi Mahallesi”

Eski Kent

ESKİ KENT (STARE MESTO)

Prag’ın ticaret merkezi olarak yıllarca önemini koruyan bölge bugün turistlerin en popüler uğrak noktasıdır. Şehrin simgesi haline gelen birçok yapı bu bölgede bulunduğu için kenti gezmeye buradan başlayabilirsiniz. Farklı dönemlerden son derece başarılı bir şekilde korunarak bugüne kadar kalmış olan birçok farklı yapı bölgenin bütününde kendine has bir dil oluşturur. Kalabalıkla beraber defalarca geçtiğiniz sokakta her seferinde farklı bir güzellik bulmanızı sağlar.

Vltava Nehri’nin batı yakasını ve Karl Köprüsü’nden geçtiğinizde Mala Strana’nın karşı kıyısını oluşturan bölgedir. Sokakların çoğu trafiğe kapalıdır. Trafiğe açık olan küçük bir kısmına da toplu taşıma araçlarının girmesi yasak olduğu için yürümek tek seçeneğiniz olacaktır. Başta dar ve kıvrımlı yolları size fazla karmaşık gelebilir ancak belirgin şekilde birbirinden ayrılan yapılar sayesinde kısa sürede harita kullanma gereği duymadığınızı fark edeceksiniz.

Hem Prag’ın genç nüfusu herhangi bir din mensubu olmamayı seçmeye başladığı ve hem de bölge yerleşim yeri olarak kullanılmadığı için kiliselerin hemen hemen hepsi konser salonu olarak değerlendirilmektedir. Kapılarda da satışı bulunan etkinlik biletleriyle uygun fiyatlara, müzik eğitimi konusunda başarısı dünyaca kabul edilen Çek Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği müzisyenleri, muhteşem akustiğe ve büyüleyici ambiyansa sahip kiliselerde dinleyebilirsiniz. Devamını Oku “Eski Kent”

Küçük Mahalle

KÜÇÜK MAHALLE (MALA STRANA)

Nehre doğru uzanan kırmızı çatılı şirin evler, insanı dinlenirken dinlemeye davet eden saklı bahçeler, sanatsal zenginlikleriyle büyüleyen Barok saraylar, Orta Çağ’dan kalma sokaklar ve birbirinden eğlenceli müzeler.. Biraz daha kişiselleştirmem gerekirse kendine has huzur duygusuyla Prag’ı sevme nedenim.

Vltava Nehri’nin batı yakasını oluşturan ve Kale Bölgesi’nin hemen aşağısında kalan Mala Strana, konumu gereği turistik olmasının yanında yerleşim yeri olma özelliğini kaybetmemesiyle merkezdeki diğer bölgelerden ayrılır. Bu nedenle bir turist olarak aradığınız her şeyi burada bulabilirken yerel hayatın da içinde kalmanıza olanak tanır. Yine aynı nedenle yeme içme daha uygun fiyatlıdır. Nehrin üzerindeki adacıklara geçişler sayesinde gezi planınızdan kopmadan yeşillikler içinde keyifli bir mola vermek mümkündür.

Buradaki geziniz boyunca ev kapılarının üstünde keman, kurt, yılan, kuğu ve anahtar gibi birçok farklı sembol göreceksiniz. Binalar adres belirlemek üzere numaralandırılmaya başlanmadan önce bu şekilde içinde yaşayan kişinin mesleği ve mevkisine uygun olarak sembollerle süslenirdi. Bu özelliğiyle mahalle, Prag’ın en çok fotoğraf çekilen yerlerinden de biridir.

Mala Strana, kendisinden hiç de öyle bir beklentiniz olmamasına rağmen gezinizin en akılda kalıcı yerlerinden biri olacaktır. Devamını Oku “Küçük Mahalle”

Kale Bölgesi

KALE BÖLGESİ (HRADCANY)

Guiness Rekorlar Kitabı’na “dünyanın en büyük antik kalesi” olarak giren Prag Kalesi, Vltava Nehri’nin batı kıyısında büyük bir tepe üzerine kurulmuştur. Yapımına 9. yüzyılda başlanan kale, Bohemya Kralları, Roma İmparatorları, Çekoslovakya ve son olarak da Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları gibi yüzyıllardır içinde bulunduğu dönemin önemli devlet adamlarının çalışma odalarını içinde barındırmıştır. Tek bir yapı değil, birçok binadan oluşan bir komplekstir. Karl köprüsüne adımınızı attığınız anda “Yahu buralarda bir yerde bir kale olacaktı.” deyip yanlış bir silüet aramanıza mahal vermeden tepede yer alan büyüleyici Aziz Vitus Katedrali ilginizi üstüne çeker. Bölgenin tamamı Hradcany adıyla anılır.

Gezilecek bu kadar çok yer olunca kuşkusuz bir gününüzü buraya ayırmanız dönünce ah vah etmemeniz için hakkınızda en hayırlısı olacaktır. Sabah erken saatte biletlerinizi alıp gezmeye katedralden başlamak öğle saatlerine doğru kıvrıla kıvrıla akılalmaz uzunluğa ulaşan sırayı atlatmanızı sağlar. Devamını Oku “Kale Bölgesi”